Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şunu gayet iyi biliyoruz ki, gardımızı indirdiğimiz, rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar. Sadece kendi bekamız için değil, dost ve kardeşlerimizin huzur, barış ve istikrarı için de bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur” dedi.
(ANKARA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şunu gayet iyi biliyoruz ki, gardımızı indirdiğimiz, rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar. Sadece kendi bekamız için değil, dost ve kardeşlerimizin huzur, barış ve istikrarı için de bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’ndaki “Milli Güvenlik Konferansları Açılış Töreni” programına katıldı. Erdoğan konuşmasında, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin daha iyi anlaşılması amacıyla hazırlanan Milli Güvenlik Konferansları’nın başarılı geçmesini temenni ederek, “Bölgesel gelişmeler bağlamında hassas bir döneme tekabül eden konferansları, devletimizin stratejik hafızasını güçlendiren, kurumlarımız arasındaki koordinasyonu pekiştiren yeni tehditleri doğru okuyacak kadroların yetişmesine zemin oluşturan önemli bir adım olarak görüyorum” dedi.
Stratejik önemi yüksek ve zorlu bir coğrafyada asırlardır varlık gösterdiklerini dile getiren Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı forsunda temsil edilen 16 devletin 2 bin 200 yılı aşkın bir mazisi olduğunu hatırlattı. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu topraklarda kurulan ilk değil, en son devlet olduğunu söyleyerek, “Bunu bilhassa şunun için söylüyorum. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte, ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır. Nice zorluklarla karşılaştık. Nice ihanetlere maruz kaldık. Nice badirelerden geçtik. Ama her defasında Anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğduk” ifadelerini kullandı. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“SÜREÇ BAŞARIYA ULAŞTIĞINDA MİLLETİMİZİN ÖNÜNDE YENİ KAPILARIN AÇILMASINA VESİLE OLACAK”
“Bugüne kadar vatanımızın bekasını, devletimizin güvenliğini, milletimizin istiklal ve istikbalini güvenceye alma noktasında kendi bileğimizin gücü dışında kimseye umut bağlamadık. Milli Mücadele’yi bu anlayışla yürüttük. Cumhuriyetimizi bu anlayışla kurduk. Demokrasimize yönelen saldırıları bu anlayışla püskürttük. 40 yılı aşan terörle mücadelemizi yine bu anlayışla sürdürdük. Tüm bunları yaparken tarihin ve aziz milletimizin şahitliğinde ağır bedeller ödedik. Büyük mücadeleler verdik ve çok önemli kazanımlar elde ettik. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye aldığımız terörü kaynağında yok etme stratejisiyle içeride ve dışarıda kritik başarılara imza attık.
Bu sayede bir taraftan tüm terör örgütlerine karşı çok yönlü bir mücadele yürütürken diğer taraftan da sınır ötesi harekatlarla ülkemizin güney sınırları boyunca bir güvenlik hattı oluşturduk. Karar alma aşamasından uygulama safhasına kadar sınır ötesi operasyon süreci Türkiye’nin bağımsızlığını teyit eden bir rol üstlenmiştir. Milli güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini böylece çok net biçimde ortaya koyduk. Irak ve Suriye harekatlarımız ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır. Türkiye başkalarının senaryolarında kendisine rol biçilen bir ülke değil, kendi hikayesini yazan, kendi geleceğini şekillendiren ve bölgesinde oyun kurucu bir aktör haline geldiğini dost düşman herkese göstermiştir.
Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez Bölgesi’nden Kuzey Afrika’ya ve Doğu Akdeniz’e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan özgüven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır. Terörsüz Türkiye süreci, bir güvenlik politikasının ötesinde ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır. İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak, Türkiye’nin güvenliğini tahkim edecek, milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacak.”
Erdoğan, güvenliğin Türk milleti için ihtiyaçlar hiyerarşisinde ilk sırada yer aldığını vurgulayarak, “Şunu gayet iyi biliyoruz ki, gardımızı indirdiğimiz rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar. Sadece kendi bekamız için değil, dost ve kardeşlerimizin huzur, barış ve istikrarı için de bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur. Çünkü biz bölgemizin güvenliğini kendi güvenliğinden ayrı görmeyen, kendi huzuru kadar dost ve kardeşlerinin de huzurunu isteyen bir ülkeyiz” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE OLARAK KENDİMİZİ EN HIZLI BİÇİMDE BUNA ADAPTE ETMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Günümüzde tehditlerin doğasının, savaşların tekniğinin, ittifakların işleyişinin ve toplumsal risk alanlarının hızlı bir değişim geçirdiğini kaydeden Erdoğan, buna paralel olarak güvenlik kavramının mahiyeti ve kapsama alanın da değişime uğradığını söyledi. Erdoğan mevcut güvenlik anlayışında enerji hatlarına yapılan bir saldırının da limanları ve lojistik ağlarını devre dışı bırakan bir kesintinin de bankacılık sistemini işlemez hale getiren bir siber tehdidin de toplumun birlik ve bütünlüğünü bozan dezenformasyon kampanyasının da doğrudan milli güvenliğin alanına girdiği hususuna işaret etti. Erdoğan, “Savaş meydanında artık tanklar, uçaklar ve füzeler kadar, onlara istikamet veren yazılım ve donanımlar da belirleyici bir rol oynuyor. Yani hemen her alanda ön kabullerin yıkıldığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye olarak bu süreci takip etmekle kalmıyor, kendimizi en hızlı biçimde buna adapte etmeye çalışıyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilmiş teknolojik özerkliği milli güvenliğimizi ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Erdoğan veri güvenliğine de büyük önem verdiklerini belirterek, “Veri altyapısını güvence altına alamayan bir ülke, ekonomik istikrarını, savunma kapasitesini ve vatandaşlarının mahremiyetini temin edemez. Bir diğer mesele, kullanımı giderek yaygınlaşan yapay zeka teknolojisidir. Doğru kullanıldığında, yapay zeka karar alma süreçlerini hızlandırmakta, riskleri erken tespit etmeyi sağlamaktadır. Ancak yapay zeka ciddi riskler de barındırmaktadır. Yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyaları, toplumsal psikolojiyi, sahte içerikler ise demokratik süreçleri zehirlemektedir. Gerçek ile yalan arasındaki çizginin giderek kaybolduğuna şahit oluyoruz. Yapay zekayı etik, hukuki, toplumsal ve stratejik boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almak ülkemiz için tercihten öte zorunluluktur” dedi.
“DEVLETİMİZİ FETÖVARİ YAPILARDAN TEMİZLEYEREK SIZINTILARIN ÖNÜNE GEÇTİK”
Bugün savaşların cepheyle birlikte siber alanda uydu sistemleri üzerinden, sosyal medya platformlarında eş zamanlı yürütüldüğünü ifade eden Erdoğan, cephe ile cephe gerisi arasındaki sınırın bulanık hale gelirken, sivil ve askeri alan ayrımının da günden güne zayıfladığını dile getirdi. Erdoğan şunları kaydetti:
“Bir mühendis geliştirdiği bir yazılımla, bir veri analisti yaptığı bir değerlendirmeyle, bir siber güvenlik uzmanı dijital alandaki önleyici bir faaliyetiyle, bir vatandaş ise manipülasyon ve dezenformasyona karşı gösterdiği dirençle milli güvenliğin etkin birer parçası haline gelebiliyor. Bunu biz, hem Rusya-Ukrayna savaşında hem de son üç yılda bölgemizde yaşanan hadiselerde gördük. İHA’lar, SİHA’lar, sürü sistemleri, insansız deniz araçları, elektronik harp kabiliyetleriyle balistik ve hipersonik yetenekler daha evvel hiç olmadığı kadar belirleyici rol oynadı.
Cephe hattında kıyasıya bir mücadele verilirken, cephe gerisinde özellikle medya ve sosyal medya aynı yoğunlukta enformasyon savaşlarına sahne oldu. Bunların hepsini takip ettik, almamız gereken dersleri aldık. Türkiye harp sahalarını en iyi okuyan, değişen güvenlik paradigmasını ilk fark eden ve kendini buna erkenden hazırlayan ülkelerden biri olmuştur. Terörle mücadeledeki tecrübemizi sınır ötesi harekatlarda elde ettiğimiz kabiliyetlerle birleştirerek kendimizi sürekli geliştirmeye çalıştık. Savunma sanayimizi güçlendirerek dışa bağımlılığımızı en aza indirdik. Güvenlik kurumlarımız arasındaki eşgüdümü en üst düzeye çıkartarak riskleri bertaraf ettik. Devletimizi Türkiye düşmanlarına maşalık yapan FETÖvari yapılardan temizleyerek sızıntıların ve içeriden sabotajların önüne geçtik.
Demokratik reformlarımızda özgürlük ve güvenlik arasında çok hassas bir denge yakaladık. Bunların yanı sıra dış temsilciliklerimizin sayısını artırarak, yeni anlaşmalar ve nakil hatlarıyla enerji arz güvenliğimizi sağlayarak, sağlık altyapımızı modernize ederek, afetle mücadele kapasitemizi güçlendirerek Türkiye’yi iddiaları ve hedefleriyle uyumlu bir bünyeye kavuşturmuş olduk. Sahip olduğumuz bu kapasitenin değerini etrafımızı kuşatan kriz fırtınasına baktığımızda çok net görebiliyoruz. Tarihin ve kaderin bize yüklediği sorumlulukların idrakinde olarak inşallah bu kapasiteyi içeride ve dışarıda tahkim etmeye devam edeceğiz. Türkiye Yüzyılı ifadesinde anlamını bulan büyük ve güçlü Türkiye’yi adım adım inşa edeceğiz.”
Erdoğan, bu kutlu mücadelede en büyük kuvvet ve ilham kaynaklarının millet olduğuna dikkati çekerek, “Devlet-i ebed müddet, aziz milletimizin bizatihi kendisidir. Türk milleti var oldukça, devletimiz de var olmaya devam edecektir. Bunun için elbette ordumuz, istihbaratımız, Emniyetimiz, Jandarmamız ve savunma sanayimiz en yüksek hazırlık seviyesinde olacak. Ama bunlarla birlikte asıl bizi biz yapan, bizi güçlü kılan varlığımıza borçlu olduğumuz değerlere sahip çıkacağız. Asıl maddi güç unsurlarının üzerinde yükseldiği zemini sağlam tutacağız. Nedir o zemin? O zemin, milletimizin ezeli ve ebedi kardeşliğidir. O zemin, insanımızın ortak tarih ve kader bilincidir. O zemin, toplumun temeli olan aile müessesemizdir. O zemin, şuurlu, donanımlı, ahlaklı ve özgüvenli gençler yetiştirmektir. O zemin, bağımsızlığımızın simgesi olan ezanımız ve bayrağımızdır” dedi.
Malatya İz, şehrin gündemini yakından takip eden, güncel ve güvenilir haberleri okuyucularına ulaştıran bir haber platformudur. Yerel gelişmelerden önemli duyurulara, sosyal yaşamdan ekonomik gelişmelere kadar Malatya’ya dair merak edilen konuları tarafsız ve hızlı bir şekilde sunarak “Haberin İzinde, Malatya’nın Nabzında” olmayı amaçlar.
Yorum Yap