RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, “Yayıncılık, bir kamu hizmetidir. Reyting, ticari bir gösterge olabilir; ancak hiçbir zaman vatandaşın kişiliğinin, çocuğunun gözyaşının ya da bir mağdurun yaralarının önüne geçemez. Yayıncı, ekrandaki insana yalnızca bir ‘içerik kaynağı’ olarak değil; haysiyetiyle, hikâyesiyle ve geleceğiyle bütün bir insan olarak bakmak zorundadır” dedi.
(ANKARA) – RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, “Yayıncılık, bir kamu hizmetidir. Reyting, ticari bir gösterge olabilir; ancak hiçbir zaman vatandaşın kişiliğinin, çocuğunun gözyaşının ya da bir mağdurun yaralarının önüne geçemez. Yayıncı, ekrandaki insana yalnızca bir ‘içerik kaynağı’ olarak değil; haysiyetiyle, hikâyesiyle ve geleceğiyle bütün bir insan olarak bakmak zorundadır” dedi.
Kişisel Verileri Koruma Kanunu (KVKK) ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) iş birliğiyle düzenlenen “Canlı Yayınlanan Reality Show Niteliğindeki Programlarda Kişisel Verilerin İşlenmesine Yönelik Rehber Lansman Toplantısı”nın açılış konuşmalarını KVKK Başkanı Faruk Bilir ile RTÜK Başkanı Mehmet Daniş yaptı. Bilir, KVKK’de düzenlenen toplantıda şunları söyledi:
“Bilindiği gibi 2010 Anayasa değişikliğiyle birlikte kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, anayasa statüsüne kavuşmuştur. 7 Nisan 2016 tarihinde 6698 sayılı kanun yürürlüğe girmiştir. Aslında bu kanunun iki temel amacı vardır: Birincisi, biz buna ‘mahremiyet’ diyoruz. Kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak. Özellikle veri işlenmesi sırasında. İkincisi ise veri işleyenlerin uyacakları usul ve esasları göstermek, yükümlülüklerini belirtmek. Biz buna da disipline etme diyoruz. Buradan anlaşıldığı gibi, aslında kanun veri işlemeyi yasaklamamaktadır. Bu verilerin belli ilkeler ve şartlar çerçevesinde işlenmesini öngörmektedir. Dolayısıyla kanun, regüle edici bir kanundur. Mahremiyet ve insan odaklı bir kanundur.
“AMAÇ, VERİDEN ZİYADE KİŞİNİN KORUNMASIDIR”
Bize hep şunu soruyorlar: Kişisel verilerin korunmasındaki amaç nedir? Aslında veriden ziyade, kişinin korunması amaçtır. Kanun, gerekçesinde bunu açıkça belirtmektedir. Biz kurum ve kurul olarak yol göstermesi için bilgilendirici rehberler hazırlıyoruz. Yine kurum ve kurul olarak sektörel rehberler hazırlıyoruz. Bugün maksadımız RTÜK ile birlikte, özellikle canlı yayınlanan reality show niteliğindeki programlarda kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili rehberin lansman toplantısını yapmak.
Bilir’in ardından konuşan Daniş ise şunları kaydetti:
“Yaşadığımız çağ, görüntünün, anlık paylaşımın ve canlı yayının çağıdır. Bir vatandaşımızın ailevî bir krizi, sağlık sorunu ya da hukuki bir uyuşmazlığı, sabah saatlerinde milyonlarca insanın canlı olarak izlediği bir ekrana taşınabilmektedir. Bir telefon görüşmesiyle başlayan bir hikâye, dakikalar içinde millî bir kanalda yayımlanan bir görüntüye dönüşebilmekte; o görüntü daha sonra internet platformları aracılığıyla yıllarca erişilebilir bir kayıt hâline gelebilmektedir.
Bu manzara, sadece bir teknik dönüşümün değil; aynı zamanda mahremiyetin, kişiliğin ve kamusal alanın yeniden tanımlanmakta olduğunun göstergesidir. Akademik literatürde gözetim kapitalizmi olarak adlandırılan bu çağda, en mahrem olan ile en kamusal olan arasındaki sınır giderek silikleşmektedir. Bir bireyin kendi rızasıyla paylaştığı bir bilginin dahi, kontrolsüz bir biçimde yayıldığında nasıl yaralayıcı sonuçlara yol açabileceğini hep birlikte deneyimliyoruz.
Söz konusu programlar, sıradan bir yayın türü değildir. Bu programlar; şiddete maruz kalmış kadınların, kayıp yakınlarını arayan ailelerin, mirasla ilgili anlaşmazlıkları olan vatandaşların, sağlık ya da bağımlılık sorunları yaşayan bireylerin hayatlarını ekran karşısında doğrudan paylaştığı bir alanı temsil etmektedir. Çoğu zaman programa katılan kişi, kendisi hakkında söylediklerinin yanı sıra üçüncü kişilere -çocuklarına, eski eşine, akrabalarına, komşularına- ait kişisel verileri de bilerek ya da bilmeyerek ekran karşısında ifşa edebilmektedir.
“GÖREVİMİZ BU HASSAS DENGEYİ GÖZETMEKTİR”
Anayasamızın 20’nci maddesi özel hayatın gizliliğini güvence altına almaktadır. Aynı Anayasa’nın 28’inci maddesi basın hürriyetini güvence altına alırken, bu hürriyetin sınırının yine aynı Anayasa’nın 26’ncı maddesi çerçevesinde çizileceğini hükme bağlamaktadır. Yani sahip olduğumuz hürriyetler, mutlak değil; birbiriyle yarışan ve dengelenmesi gereken haklardır. RTÜK olarak temel görevimiz, bu hassas dengeyi -kamu yararı, gerçeklik, güncellik ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde- gözetmektir.”
Vatandaşların RTÜK’e ulaşan şikayetlerinin yıldan yıla arttığını belirten Daniş, şunları söyledi:
“18 Ekim 2024 tarihinde kamuoyuyla paylaştığımız Etik İlke Kararları’nda da belirttiğimiz üzere; çocuklar, gençler ve zihinsel engelli bireyler hiçbir surette stüdyolara ya da canlı bağlantılara konuk olarak alınmamalıdır. Cinsel taciz ve tecavüz gibi konuların meşrulaştırıcı bir dille ele alınması, kadına yönelik şiddeti teşvik eden ya da kanıksatan içeriklerin sunulması; soruşturması süren olayların yargısız ifşa zeminine taşınması ve bireylerin psikolojik şiddete maruz bırakılması kabul edilemez. Bu ilkeler, bizim için bir yayıncılık standardı değil; öncelikle bir insanlık ödevidir.
Bugün burada lansmanını yaptığımız rehber, RTÜK ile Kişisel Verileri Koruma Kurumu arasındaki kurumsal işbirliğinin somut bir meyvesidir. RTÜK, 6112 sayılı Kanun çerçevesinde yayın hizmetlerinin denetiminden; Kişisel Verileri Koruma Kurumu ise 6698 sayılı Kanun çerçevesinde kişisel verilerin işlenmesinin denetiminden sorumludur. Reality show niteliğindeki gündüz kuşağı programları ise, tam da bu iki düzenleyici alanın kesişiminde yer almaktadır. Bu nedenle bugün açıklanan rehber; iki kurumun, iki ayrı kanunun ve iki ayrı denetim mantığının uyum içinde okunmasını sağlayacak ortak bir referans çerçevesi sunmaktadır.
“REHBER, SEKTÖRÜN CEZAİ YAPTIRIMLARLA KARŞILAŞMASINI ENGELLEYİCİ BİR HUKUKİ HARİTA SUNMAKTADIR”
Bu rehberin temel hedefi yasaklamak değil; yol göstermektir. Veri sorumlusu sıfatını taşıyan yayıncı ve yapımcılarımıza; aydınlatma yükümlülüklerini, açık rıza süreçlerini, özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesindeki sıkı koşulları, veri güvenliği önlemlerini, yurt içi ve yurt dışı aktarımlarını ve unutulma hakkını nasıl uygulayacaklarını somut örneklerle göstermektir. Bu yönüyle rehber, sektörün cezai yaptırımlarla karşılaşmasını engelleyici bir hukuki harita sunmakta; aynı zamanda vatandaşımızın anayasal haklarını güvence altına almaktadır.”
Yayıncı ve yapımcı kuruluşlarda beklentilerini sıralayan Daniş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birincisi, programların hazırlık aşamasından yayın sonrası internet arşivine kadar geçen tüm süreçte, kişisel verilerin işlenmesinin yalnızca açık rıza ile değil; aynı zamanda kanunda öngörülen meşru hukuki sebeplerden birine dayanarak yapılmasıdır. Vatandaşın programa çıkmaya razı olması, otomatik olarak tüm verisinin işlenmesine ve aktarılmasına rıza verdiği anlamına gelmemektedir. İkincisi, çocukların, gençlerin, zihinsel engelli bireylerin ve hukuken savunmasız konumdaki kişilerin verilerinin işlenmesinde mutlak bir koruma standardının uygulanmasıdır. Bu mesele, bizim için tartışmaya kapalıdır. Üçüncüsü, üçüncü kişilere ait verilerin -programa katılmamış aile bireylerinin, komşuların, eski eşlerin- ekrana taşınmasında, basın özgürlüğü gerekçesinin ardına sığınılmamasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin ve Kurul’un yerleşik içtihadında ortaya konan denge testi -kamu yararı, gerçeklik, güncellik ve ölçülülük- her somut olayda titizlikle uygulanmalıdır. Dördüncüsü, internet arşivlerinde uzun yıllar erişilebilir kalan içeriklerin, vatandaşımızın unutulma hakkını ihlal etmemesi için gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınmasıdır. Bir vatandaşımızın yıllar önce yaşadığı bir kriz anının, sonsuza kadar dijital bir leke olarak peşini bırakmaması için, sektörün etik ve hukuki bir öz-disiplin geliştirmesi şarttır. Beşincisi, programlarda gerçekleştirilecek aydınlatmanın, katılımcılar tarafından gerçekten anlaşılabilir, erişilebilir ve katmanlı biçimde sunulmasıdır. Telefonla yayına bağlanan bir vatandaşa, dakikalarca süren bir hukuki metnin okunması da; kısacık bir cümleyle geçiştirilmesi de aydınlatma yükümlülüğünün gereğini karşılamaz.”
Daniş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Reality show niteliğindeki canlı yayımlanan programlar, doğru bir editoryal çerçeveyle ele alındığında; toplumsal sorunların görünür kılınmasına, mağdurların seslerinin duyulmasına, kayıpların bulunmasına ve dayanışmanın yeşermesine de katkı sunabilir. Mesele, bu programları topyekûn mahkûm etmek değildir. Mesele; yayıncılığın özgürlüğü ile bireyin onur ve mahremiyeti arasındaki dengeyi, ekonomik kazanca feda etmemektir. Yayıncılık, bir kamu hizmetidir. Reyting, ticari bir gösterge olabilir; ancak hiçbir zaman vatandaşın kişiliğinin, çocuğunun gözyaşının ya da bir mağdurun yaralarının önüne geçemez. Yayıncı, ekrandaki insana yalnızca bir ‘içerik kaynağı’ olarak değil; haysiyetiyle, hikâyesiyle ve geleceğiyle bütün bir insan olarak bakmak zorundadır. Bu, hem mesleğimizin gereği hem de ortak vicdanımızın emridir.”
Malatya İz, şehrin gündemini yakından takip eden, güncel ve güvenilir haberleri okuyucularına ulaştıran bir haber platformudur. Yerel gelişmelerden önemli duyurulara, sosyal yaşamdan ekonomik gelişmelere kadar Malatya’ya dair merak edilen konuları tarafsız ve hızlı bir şekilde sunarak “Haberin İzinde, Malatya’nın Nabzında” olmayı amaçlar.
Yorum Yap